Ana Sayfa Blog Sayfa 8733

“Çin Uygur camilerini yıkıyor”

0

Guardian ve açık kaynak araştırma sitesi “Bellingcat”in haberine göre, Çin’de Uygur Türklerine ait camilerin yıkıldığı iddiasıyla ilgili yeni verilere ulaşıldı.

Uydu görüntüleri, bölge sakinleri ve haritalama araçlarıyla 100 cami veya türbe belirlenerek son durumları kontrol edildi.

Kubbe ve minare gibi belirleyici özelliğe sahip 91 yapıdan 31 cami ve iki büyük türbenin, 2016-2018 yıllarında ciddi şekilde zarar gördüğü belirlendi.

Bunlardan 15 cami ve iki türbe çok büyük oranda veya tamamen yıkılırken, diğer yapıların da kapıları, kubbeleri ve minarelerinin ciddi hasar gördüğü veya yıkıldığı tespit edildi.

Ayrıca, kubbe veya minare gibi belirleyici özelliği olmayan ancak Sincan Uygur Özerk Bölgesi sakinlerinin cami olduğunu söylediği 9 yapının da yok edildiği görüldü.

Yüzlerce yıllık camiler yıkıldı

Yıkılan yerler arasında Uygurlar için büyük öneme sahip İmam Asım ve Caferi Sadık türbeleri ile 1237’de inşa edilen Hotan şehrindeki Keriya Aitika Camii ve Kaşgar şehrindeki 500 yıllık Kargılık Camii de var.

Haberde, araştırmacıların yüzlerce hatta binlerce dini mekanın yıkıldığına inandığı ancak iddianın, bunların çoğunun küçük köy camisi olması ve polisin gazeteci ya da araştırmacılara zorluk çıkarması nedeniyle doğrulanmasında sorun yaşandığı belirtildi.

Uluslararası toplumdan Çin’e çağrılar

Dünya genelinde çok sayıda hükümet, uluslararası örgüt ve sivil toplum kuruluşu (STK), Çin’in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarına tepki gösteriyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) Çin’le geçen yıl temmuz ayında başkent Pekin’de yaptığı İnsan Hakları Diyaloğu toplantısının ardından insan hakları savunucuları, dini inançları nedeniyle zulüm gören kişiler ile ifade özgürlüğü ve temel insan haklarına aykırı şek ilde hapsedilen Tibetlilerin ve Uygurların serbest bırakılmasını istemişti.

ABD Kongresinde görüşülmeye devam eden bir yasa tasarısı, bir milyondan fazla Uygur Türkü’nün maruz kaldığı ağır insan hakları ihlallerinden dolayı ABD yönetiminin Çin’e yaptırım uygulamasını talep ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi, 30 Ağustos 2018 tarihli raporunda, kamplarda bir milyondan fazla Uygur’un alıkonulduğuna ilişkin tahminler yapıldığını kayıtlara geçirmiş ve uygulamanın ürkütücü boyutlara ulaştığını vurgulamıştı.

Avrupa Parlamentosu da geçen yıl ekim ayında kabul ettiği kararla toplama kamplarının derhal kapatılıp alıkonulan kişilerin serbest bırakılmasını istemişti.

Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve çok sayıda uluslararası STK, ağır hak ihlallerine maruz kalan en az bir milyon civarında Uygur Türkü’nün durumunu görüşmesi, bölgeye gözlemci heyet göndermesi ve gerçekleri ortaya çıkarması için BM İnsan Hakları Konseyine çağrı yapmıştı.

Çin’in yanıtı

Çin, uluslararası kamuoyunda “toplama kampları” şeklinde adlandırılan yerlerin “mesleki eğitim merkezi” olduğunu ve buralarda tuttuğu kişi leri “aşırıcı fikirlerden arındırarak topluma kazandırmayı” hedeflediğini iddia ediyor.

BM ve diğer uluslararası örgütler, kampların incelemeye açılması çağrılarını yinelerken, Çin şu ana kadar kendi belirlediği birkaç kampın az sayıda yabancı diplomat ve basın mensubu tarafından kısmen görülmesine izin verdi. BM yetkililerinin doğrudan bilgi almak amacıyla bölgede serbestçe inceleme yapma talebini ise Çin makamları geri çeviriyor.

Türkiye’nin tepkisi

Dışişleri Bakanlığı, Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikasının insanlık adına büyük bir utanç kaynağı olduğunu belirtmişti.

Çin makamlarını, toplama kamplarını kapatmaya davet eden Bakanlık, “Türk kamuoyunun ağır insan hakları ihlalleri konusundaki tepkisinin Çin makamlarınca dikkate alınmasını bekliyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de, “Uygur Türklerine dönük keyfi tutuklamalar, bir milyondan fazla Uygur Türkü’nün toplama kamplarında ve hapishanelerde alıkonulması gibi eylemlerin hiçbir şekilde meşru bulunmayacağını söylüyoruz” değerlendirmesini yapmıştı.

İstanbul Valisi Yerlikaya, Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi

0

Türkiye İçişleri Bakanlığından, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Vekili olarak görevlendirildiği bildirildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Yüksek Seçim Kurulunun dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yeniden yapılmasına karar verdiği hatırlatıldı.

Bu kapsamda, yapılacak seçim sonucunda yeni belediye başkanı seçilinceye kadar 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 46’ncı maddesi gereğince İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiği kaydedildi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan da, AK parti TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Bu süreci, İstanbul Valimiz Ali Yerlikaya götürecek. Şu anda İstanbul Valimiz Ali Bey, görevine başladı” dedi.

(BRT/TAK)

Devlet Türk Müziği Topluluğu’ndan konser

0

Kültür Dairesi bünyesinde Şef Tuncay Langal yönetiminde faaliyet gösteren Devlet Türk Müziği Topluluğu pazartesi akşamı konser veriyor.

Kültür Dairesi’nden yapılan açıklamaya göre Lefkoşa’da Atatürk Kültür Merkezi’nde saat 20.00’de başlayacak Türk Halk Müziği konserinde, Lale Langal solist olarak sahne alacak.

Kemanda Nedim Mavi, bağlama, tar ve udda Tuncay Langal, ritim sazlarda Yusuf Erhan Binici ile Okan Sadioğlu, klasik gitarda Bedirhan Karakaş ve bas gitarda Cumali Bozpınar’ın yer aldığı Devlet Türk Müziği Topluluğu Orkestrası’nın konserine, Lefkoşa Belediyesi Halk Müziği Korosu Şefi Hasibe Aksaç ve Ahmet Akarsu konuk sanatçı olarak katılacak.

Halka açık ve ücretsiz olacak konserde, Kıbrıs, Anadolu ve Azerbaycan’dan anonim ve beste türkülere yer verilecek.

(BRT/TAK)

ABD’li eski savcılardan Trump açıklaması

0

ABD’li birçok eski savcı, ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık koltuğunda olmaması durumunda “adaletin gerçekleşmesini engellemek” suçundan suçlu bulunabileceğini savundu.

Amerikalı haber sitesi The Hill, çok sayıda eski savcı ve Adalet Bakanlığı yetkililerinin Rusya soruşturmasına ilişkin görüşlerine yer verdi.

Savcılar, Trump ve Ruslar arasında herhangi bir gizli iş birliği yapılıp yapılmadığına dair yürütülen Rusya soruşturmasının içinde Trump’ın “adaletin gerçekleşmesini engellemek” girişiminde bulunduğuna dair yeterli delilin olduğunu savundu.

Buna rağmen Trump’a yönelik herhangi bir suçlama yapılamadığına dikkati çeken savcılar, buna sebep olarak da Trump’ın başkan olması ve elinde bulundurduğu gücü bu soruşturmanın kapatılması için kullanması olarak gösterdi.

ABD Adalet Bakanı William Barr, Özel Yetkili Savcı Robert Mueller tarafından yürütülen Rusya soruşturması kapsamında Kongreye gönderilen sonuçlarla ilgili olarak, “Özel Yetkili Savcının soruşturmasında, Trump kampanyasının veya onunla ilişkili herhangi bir kişi veya yetkilinin, 2016 başkanlık seçimlerini etkileme çabasında Rusya ile komplo veya iş birliği yaptığı tespit edilmemiştir. Adalet Bakanlığının bulguları ABD Başkanını tam ve kesin olarak aklıyor” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Nijer’deki tanker kazasında ölü sayısı 58’e yükseldi

0

Nijer’in başkenti Niamey’in doğusundaki Diori Hamani Havalimanı yakınlarında bir yakıt tankerinin patlaması sonucu hayatını kaybedenlerin sayısının 58’e çıktığı bildirildi.

Nijer Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre, bir yakıt tankerinin pazar günü akşam saatlerinde benzin istasyonunda park ederken devrilmesiyle taşıdığı benzin sızdı.

Sızan benzini depolamaya çalışan motosiklet sürücüsünün kontağından çıkan kıvılcım nedeniyle benzini alev alan tanker patladı.

Patlamada ölenlerin sayısı 55’ten 58’e yükselirken, 37 kişi de yaralandı.

Tanker şoförünün patlamadan sağ kurtulduğu olayda, benzin istasyonunda bulunan 5 araç ve 25 motosiklet tamamen yandı.

(BRT/TAK)

Kılıçdaroğlu: Seçim, 39 ilçenin hepsinde yenilenmeli

1

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubu’nda yaptığı konuşmasını, YSK’nın İstanbul seçimlerini yenileme kararına ayırdı.

Ramazan ayının birinci günü hak ihlal edildiğini, bir kişinin hakkının yenildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “7’li çeteye söylüyorum; hangi dinde, imanda vardır gidip birisinin hakkını, hukukunu gasp etmek? Hakim diyorsunuz kendinize, hangi hakimlikten bahsediyorsunuz.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, “taşerondan, üç kağıtçıdan, esen rüzgara göre yön değiştirenden hakim olmayacağını” dile getirerek hakimin, ahlaklı, düzgün, vicdanlı, adalet gelsin diye her türlü mücadeleyi yapan, her türlü riski alan kişi olduğuna dikkati çekti. Kılıçdaroğlu, hakkın, hukukun, adaletin yok edildiğini savundu.

YSK’nin bu kararıyla seçmen iradesinin reddedildiğini belirten Kılıçdaroğlu, bir tek seçmenin sahte oy kullandığının ispat edilemediğini vurguladı.

“Tarihi yeniden yazacaklar”

İstanbulluların vicdanına seslendiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Eğer vicdan taşıyorsak, bu YSK’deki çetelere iyi bir ders vermek zorundayız. O çeteler hukuku katlettiler, milletin iradesini katlettiler, milletin iradesini yok saydılar. O iradeyi yok sayarak birilerine yaranmaya çalıştılar. Siz tarih önünde suçlusunuz. Siz çocuklarınıza karşı da suçlusunuz. Hiçbir baba çocuğuna bu kadar ağır ve kötü bir miras bırakamaz. Bunlar bıraktılar. Ortada bir hukuk cinayeti var. Cinayetin failleri bir de azmettireni var. Fail de azmettiren de belli.  Her şeye karşın bu milletin ferasetine, sağduyusuna, ahlakına güveniyorum. Göreceksiniz 23 Haziran’da da bu millet, bütün İstanbullar elini vicdanına koyup, bir tarihi yeniden yazacaklar.” değerlendirmesinde bulundu.

Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın, mahkemenin kuruluş yıl dönümünde güzel bir konuşma yaptığını, “Hakim hiçbir şart ve ahval altında aklını ve vicdanını başkasına emanet edemez. Aklı ve vicdanı, başkasına emanet edilmişse, kiraya verilmişse o kişiye hakim denmez.” dediğini anımsattı.

“Milletin vicdanı, sağduyusu her şeyin üstündedir”

YSK’deki 7 kişinin, “aklını ve vicdanını kiralayan kişiler” olduğunu, çocuklarının yüzüne bakamayacaklarını, ‘bir dönem YSK üyeliği yaptım’ diyemeyeceklerini belirterek, şöyle devam etti:

 “Bu hakimlere sormak gerekiyor, çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız? Sokağa çıktığınızda insanların yüzüne nasıl bakacaksınız? Bir hakkı gasp etmeye nasıl yüzünüz, vicdanınız elverdi? Bu çete mensuplarını, bu milletin vicdanına emanet ediyorum. Bu milletin vicdanı onları yargılayacaktır. En büyük yargılama da odur zaten. Ekrem İmamoğlu, CHP’nin adayı değildir, bu saatten sonra 16 milyon İstanbullunun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayıdır. Vicdanımız da ahlakımız da bunu öngörüyor. Bir hakkı gasp ederseniz o hakkı milletin vicdanı teslim eder. Milletin vicdanı, sağduyusu her şeyin üstündedir.”

İmamoğlu’na mazbatasını hakimlerin verdiğini,  “yukarıdaki çetenin” ise mazbatasını aldığını ileri süren Kılıçdaroğlu, bu nedenle İmamoğlu’nun 16 milyon İstanbullu’nun belediye başkanı olduğunu söyledi.

“Seçim yenilenecekse 39 ilçede yenilenir”

Kılıçdaroğlu, “Bir sandık koymuşsunuz ortaya. Vatandaş büyükşehir belediye başkanı, ilçe belediye başkanı, meclis üyesi ve muhtar için oy kullanacak. Seçim yenilenecekse 39 ilçede yenilenir. Neden büyükşehir belediye başkanı. Sandık aynı sandık, heyet aynı heyet, sandık üyeleri aynı üye. Hukuka saygılı olun diyorlar, bu hukuka değil.” dedi.

“Bir kişiden değil 16 milyon İstanbulludan talimat alacak”

Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun su ücretlerine yüzde 40 indirim yaptığını, öğrencilerin aylık kartını 85 liradan 50 liraya indirdiğini, dini bayramların yanı sıra milli bayramlarda da otobüsleri ücretsiz hale getirdiğini, belediyenin tabelasında Türkiye Cumhuriyeti ibaresini yeniden eklediğini anlattı. Kemal Kılıçdaroğlu, “Bu da Bahçeli’ye kapak olsun.” dedi.

İmamoğlu’nun fakiri, zengini, hangi kimlik, inançtan olursa olsun 16 milyonu kucaklayan tek ve en önemli belediye başkanı olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun bir kişiden, saraydan değil 16 milyon İstanbulludan talimat alacağını belirtti.

Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun, halkın sesi olacağını, dertlerine derman olacağını, harcanan her kuruşun hesabını vereceğini, İstanbul’da hiçbir yerde, hiçbir çocuğun yatağa aç girmeyeceğini, harami düzenine baş kaldıracağını dile getirdi.

“Gücünüzü nereden alırsanız alın…”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “7’li çeteye söylüyorum; gücünüzü nereden alırsanız alın, hiç bir şekilde sizin gücünüz bizi etkilemez çünkü biz gücümüzü halktan, milletten alıyoruz. Saraydan güç alanlar bir gün tarihin önünde hesap vereceklerdir. Sarayın önüne gidip el pençe divan duranlar, adaleti satanlar… Yarın göreceksiniz tarih neler yazacak. Hakkı, hukuku, adaleti savunurken de bu gerekçeyle savunuyoruz.” dedi.

Adaletin sıradan bir kavram olmadığına işaret eden Kılıçdaroğlu, adaletin, vicdan, ahlak, kul hakkı yememek, büyüğe saygı, küçüğe sevgi göstermek, haksızlığın karşısında dik durmak, fakirin, fukaranın yanında olmak, 82 milyonun bir arada, huzur içinde yaşaması olduğunu anlattı.

Kılıçdaroğlu, adaletin dibine dinamit koyanların, önümüzdeki seçimlerde bunun cevabı alacağını ifade ederek, İstanbulluların gücüne, ferasetine, ahlakına güvendiğini vurguladı.

“Demokrasi kazanacak, her şey çok güzel olacak”

Sözlerinin hiçbirinin, AK Parti’ye oy veren vatandaşlara dönük olmadığını, tamamını kucakladığını bildiren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Benim sözüm bu kumpası hazırlayan ve onun arkasında olan siyasiler ve hakimlerdir. Benim sözüm sadece vatandaşa değildir, o vatandaş gitmiş oyunu kullanmıştır. Şimdi doğruları görme, ahlaklı olma zamanı, gerçeği görüp ona göre karar verme zamanıdır. İstanbullular olarak hep birlikte hareket etmek, bozulan adalet çarkını yeniden inşa etmek zorundayız. Nasıl; Ekrem İmamoğlu’nu yeniden belediye başkanı yaparak. Martın sonu bahar demiştik. Türkiye’nin her tarafında bahar çiçekleri açtı. O çiçekler hazirana kadar hep açacak.

Türkiye’nin bütün demokratlarını İstanbul için göreve çağırıyorum. 80 ilden, akrabalarınıza, yakınlarınıza telefon edin, adaleti, hakkı ve hukuku sağlamak hepimizin elinde. Bir vicdan kanıyor, demokrasimiz kanıyor bunu durdurmamız lazım.

Sorun artık bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sorunu değildir, sorun artık Türkiye’de demokrasi, ahlak, vicdan sorunudur. Hiç kimse endişe etmesin, 23 Haziran’da yeni bir tarihi Türkiye Cumhuriyeti tarihinin altın sayfalarına yazacağız. Demokrasi kazanacak, her şey çok güzel olacak.”

Çevre Koruma Dairesi denetim raporunu açıkladı

121

Turizm ve Çevre Bakanlığı’na bağlı Çevre Koruma Dairesi 29 Nisan-05 Mayıs tarihleri arasında yapılan bir haftalık denetim raporunu açıkladı. Daire bir haftalık süre zarfında ada genelinde 387 işyeri, kişi veya araç denetimi yaptı.

Denetlenen yerler arasında müziki eğlence yerlerinde 132, naylon poşet denetimlerinde 45, doğal hayat denetimlerinde 4, atık su denetimlerinde 12, katı atık denetimlerinde 14, ÇED denetimlerinde 3, Hava Kalitesi, egzoz emisyon ve sanayi tesisi denetimlerinde 177 yer, kişi veya araç denetlendi.

Ses, katı atık, ÇED, sanayi bacaları, atık su, hava kalitesi ve naylon poşet denetimlerinde Lefkoşa’da 106, Mağusa-İskele’de 155, Girne’de 67, Güzelyurt-Lefke’de 59 yer denetlenirken, 8 kişi veya kuruma süre ihbarnamesi verilirken 1 kişi veya kuruma ceza kesildi.

Açıklamada, “Çevreyi kirletenleri, Çevre Koruma Dairesi bünyesinde hizmet veren “Alo 123” hattına ihbar ederek, ekiplerin olaylara daha erken müdahale etmesine yardımcı olabilirsiniz” denildi.

“Yüreklerini ortaya koyarak gerçek haberin peşinde koşan gazetecilerin…”

0

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ YALNIZCA GAZETECİNİN KENDİNİ İFADE EDEBİLME ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİLDİR, AYNI ZAMANDA HALKIN HABER ALMA ÖZGÜRLÜĞÜDÜR…

İçişleri Bakanı Baybars, Konuşmasına ailesinde de basın emekçisi olarak yıllarca çalışmış babasından bahsederek başladı. Basın emekçilerine bakışının şekillenmesinde kendisini en çok etkileyen hikâyenin ise “Eduardo Galeano’nun “kadın gazetecilerin anası” olarak tanımladığı gerçek adı Elizabeth Jane Cochrane olan namı diğer Nellie Bly’nin yaşamıyla ilgili okuduklarımdır.” dedi.

Nellie Bly’nin hem bir kadın olması hem de gerçek haberin peşinde cesur ve özgür gazeteciliğin kıymetini yansıtması açısından çok anlamlı olduğunu anlattı. Basın Özgürlüğü konusunda sunumları dikkatle dinleyen Bakan Baybars, Medya Etiği ve Basın Özgürlüğünün yaşadığımız çağda sosyal, ekonomik ve teknolojik gelişmelere eş güdümlü olarak görsel, işitsel kitle iletişim araçlarına sosyal medya üzerinden yapılan web haberciliğinin de eklenmesiyle basın kavramının çok geniş bir boyut kazandığını vurguladı. Bu bağlamda, Basın Özgürlüğü Kavramının giderek daha geniş bir anlamsal içeriğe sahip olduğunu Basın Özgürlüğü Kavramının giderek “İletişim Özgürlüğü” olarak tanımlanmaya başlandığını anlattı. Basının, çağdaş demokrasilerde halkın, sesi, gözü, kulağı olduğunu ve bu anlamda Basın Özgürlüğünün yalnızca gazetecinin kendini ifade edebilme özgürlüğü değil, aynı zamanda halkın haber alma özgürlüğü olduğunun altını çizdi.
Baybars, “Bu hikâye, Eduardo Galeano’nun “kadın gazetecilerin anası” olarak tanımladığı gerçek adı Elizabeth Jane Cochrane olan namı diğer Nellie Bly’nin yaşamıyla ilgilidir. Genç gazeteci, 1889 yılının 14 Kasım günü, seksen günde dünya turunu tamamlamak ve bu macerasında gördüğü, yaşadığı şeyleri köşe yazılarında kaleme almak için yola çıkar… Galeano’nun anlatımıyla, “Jules Verne bu güzel genç kadının dünya turunu tek başına ve seksen günden kısa sürede tamamlayacağına inanmıyordu. Ama Nellie, dünya turunu 72 günde tamamladı ve bu arada gördüğü, yaşadığı şeyleri köşe yazılarında yazdı. 18 Yaşında eline kalemi alıp yazmaya başlayan genç gazetecinin bu ilk meydan okuyuşu değildi, sonuncusu da olmadı. Meksika hakkında yazmak için o kadar Meksikalılaştı ki, çok korkan Meksika Hükümeti onu kovdu. Fabrikalar hakkında yazmak için fabrika işçisi olarak çalıştı. Cezaevleri hakkında yazmak için kendini hırsızlıktan tutuklattı. Tımarhaneler hakkında yazmak için delirmiş gibi yaptı ve rolünü o kadar iyi oynadı ki, hekimler onun zır deli olduğuna hükmettiler. Bu sayede, maruz kaldığı ve herhangi bir insanı delirtebilecek psikiyatrik tedavi yöntemlerini gözler önüne serebildi.

Nellie yirmi yaşlarındayken Pittsburgh’da gazetecilik erkek işiydi. İşte o dönemde ilk köşe yazılarını yayınlama densizliğini yaptı. Otuz yıl sonra, Birinci Dünya Savaşı’nın ateş hattında mermilerden sakınarak son yazılarını yayınlayacaktı.” Nellie, 1922’de öldüğünde zamanının en iyi gazetecisi seçilmişti. O, kimsenin sormak istemediklerini sordu, sorguladı ve ifade özgürlüğünün önemini, halkın haber alma özgürlüğünü cesaretle savundu.” Şeklinde konuştu.

Geçmişte de günümüzde de dünyanın her yerinde görev başında yüreklerini ortaya koyarak gerçek haberin peşinde koşan gazetecilerin ve halkın haber alma özgürlüğünü sağlayan siz değerli basın çalışanlarının bir kez daha dünya basın özgürlüğü gününü kutlamak isterim…

Panel’de KKTC’de Basın Özgürlüğünün geliştirilmesi için yasal olarak yapılması gerekenlerin tartışılmasının çok önemli olduğunu dile getiren Baybars, “basın yasasının yenilenmesi gerektiği konusunda hem fikir olduğunu belirterek, haber, bilgi, düşünce ve yorumlara ulaşma hakkının korunması adına yasada değişiklik yapılması gerekliliğini anlattı. Baybars “teklifim tüm camianın üzerinde uzlaşabileceği yasal bir mevzuat hazırlamak hem basın özgürlüğünü hem de mesleği koruyarak, şuanda var olan ve geri kalan yasaları da güncellemektir” dedi.

Telekomünikasyon Dairesi’nden uyarı

0

Telekomünikasyon Dairesi, abonelerin 31 Mart’a kadar olan borçlarını en geç 16 Mayıs’a kadar ödemeleri gerektiğini açıkladı.

Daireden yapılan açıklamada, 31 Mart’a kadar ödenmeyen ve açık hesapları bulunan abonelerin ses, data ve internet hizmetlerinin bilgisayar aracılığıyla kesileceği kaydedildi.

Ayrıca, ekim sonu itibariyle daireye 6 fatura dönemi ve üzeri borcu olan abonelerin hatlarının ise iptal edilerek, aboneliklerinin sonlandırılacağı duyuruldu.

Abonelerin mağdur olmamaları için borçlarını kapatmaları istendi.(BRT/TAK)

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından Doğu Akdeniz açıklaması

0

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamada, Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi ve Fatih sondaj gemisi tarafından yürütülen çalışmaların Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarına ilişkin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklarına dayandığı belirtildi.

Doğu Akdeniz’de hem Türkiye’nin kendi kıta sahanlığındaki hak ve çıkarları hem de KKTC’nin haklarının korunması konusunda kararlı olunduğu vurgulanan açıklamada, Türkiye’nin kendi kıta sahanlığında gerçekleştirmekte olduğu sondaj faaliyetine ilişkin olarak bölge içi ve duşu aktörlerce yapılan açıklamaların kabul edilmesinin mümkün olmadığı belirtildi.

“Türkiye’nin pozitif enerji politikası, tüm taraflar için bir şans olarak değerlendirilmelidir”

Türkiye’nin doğal kaynakların barışı, istikrarı ve refahı artırmada önemli bir rol oynayabileceğinin bilincinde olduğunun ifade edildiği açıklamada, “Enerji diplomasimizin sadece ticari çıkarlar veya arz güvenliği endişesi ile yürütülmediği de bilinmelidir. Ülkemiz, enerjinin çatışmanın kaynağı olma rolünden ziyade, barışı temin eden ve refaha katkı sağlayan rolünü savunmaktadır. Bu noktada, Türkiye’nin hem kendisinin hem de Avrupa’nın arz güvenliğine önem veren bu çok yönlü ve pozitif enerji politikası, tüm taraflar için bir şans olarak değerlendirilmelidir.” denildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye ve KKTC’nin bölgedeki enerji denkleminden dışlanamayacağının bir kez daha altını çiziyoruz. Belirsizlikleri artıran ve gerginliği tırmandıran adımlar atarak bölgesel çatışmaları körüklemek yerine, ülkemizin kazan-kazan yaklaşımından faydalanmaya, Ada’da adaletli bir paylaşımı sağlayarak istikrarlı bir bölgenin oluşturulmasına ve buna katkıda bulunulmasına davet ediyoruz.”