Ana Sayfa Blog Sayfa 8870

DAÜ-SEM ile Turizm Fakültesi Yemek Kursları başladı

0
DAÜ-SEM ile Turizm Fakültesi Yemek Kursları başladı

“Birlikte Pişirelim, Birlikte Yiyelim” sloganı ile DAÜ Turizm Fakültesi, Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Şefleri tarafından verilmekte olan kursların birincisi, 7 Nisan 2019 Pazar günü gerçekleştirildi. İtalyan Mutfağı (Mamma Mia) Yemek Kursu olarak verilen ilk kurs oldukça renkli ve eğlenceli geçti. Söz konusu yemek kursları, önümüzdeki günlerde Fransız Mutfağı, Artisan Ekmekler, Dünya Mutfağı, İspanyol Mutfağı, Vejeteryan Mutfağı, Uzakdoğu Mutfağı, Lezzetli Tatlılar, Çikolata Sanatı ile Glutensiz Mutfaklar üzerine de verilecek.

 

DAÜ Turizm Fakültesi, eğitimlerini EMU CHEF konsepti ile uzun süreden bu yana farklı sertifika programları ve aldığı akreditasyonlarla gerek sosyal, gerekse de profesyonel alanda ödüllü şeflerle gerçekleştiriyor. DAÜ-SEM ile gerçekleştirilmekte olan kurs ve sertifikalı program iş birlikleri, profesyonel programlarla da devam edecek.

 

Profesyonel Mutfaklarda Yapılıyor

Nisan ayından Haziran ayına kadar sürekli şekilde devam edecek “Arzum’la Lezzet Atölyesi” Yemek Kursları 3-4 saatlik süreler ile toplumla buluşarak sosyal alanda yeniden bir açılım yapıyor. DAÜ-SEM tarafından kayıt alınan kurslar, DAÜ Turizm Fakültesi bünyesindeki profesyonel mutfaklarda gerçekleştiriliyor. Farklı lezzetlerin buluştuğu 10 çeşit Lezzet Atölyesi’nin yer alacağı programdaki kursları başarıyla tamamlayan katılımcılar, başarı sınavının ardından sertifika almaya hak kazanacak. Dört yıl aradan sonra uzun soluklu bir çalışma sonucu hazırlanan kurslar, ödüllü şeflerin katkılarıyla toplumla buluşmaya devam edecek.

 

Başvurular ve detaylı bilgi için DAÜ-SEM 630 2471 ve 630 2482 numaralı telefonlarına ve http://sem.emu.edu.tr ve http://tourism.emu.edu.tr/en/gastronomy internet sayfalarına ulaşılabilir.

“Emlak Sektörü ve Çalışanlarını Dünya Standartlarının Üzerine Taşıma Hedefindeyiz”

0

Kıbrıs Türk Emlakçılar Birliği ile Mersin Tüm Emlakçılar Meslek Esnaf Odasının düzenlediği eğitim seminerleri devam ediyor.

2’inci Emlakçılık Eğitim Semineri, bugün The Arkın Colony Otel’de yer aldı.

Seminerin açılışında konuşan İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars, İçişleri Bakanlığının, emlak sektöründe ve Emlakçılar Birliği’nin, geç kalmış yasasını yürütme ve idare ettirmede yürütücü bakanlık olduğunu ifade ederek, “Son yıllarda, ekonomik anlamda, ciddi sektörel büyümeye katkısı olan inşaat ve emlak sektörünün katkılarını yadsıyacak durumda değiliz ve böyle bir katkı varken bu sektörün sorunlarını görmezden gelmek asla doğru olmaz” diye konuştu.

İçişleri Bakanı Baybars, 14 aylık görev süresince, sektörün sorunlarıyla ilgilenme konusunda geç kaldıklarını dile getirerek, özellikle son dönemde Emlakçılar Birliğiyle yaptıkları yoğun temaslarla, sadece sektörü ve çalışanlarını değil, ülkeyi adada bulunan toprak ve mülkiyeti, adanın turizme açılan yüzünü korumak maksadıyla çalışma yaptıklarını belirtti.

Son yıllarda, KKTC ‘de ekonominin sürdürülebilir alanlarının emlak ve inşaat sektörleri olduğunu vurgulayan Baybars, bu iki sektörün kayıt altında devam ettirilmesi, kurallarının doğru tespit edilmesi, imar planları ve şehir planlamasıyla, ülkede pazarlanmak istenen emlak ve vizyonun doğru şekilde ortaya konması için işbirliğiyle ciddi çalıma yapılması gerektiğini vurguladı.

Son yıllarda emlak satışlarının , dönemsel olarak Türkiye ve dünyadaki ekonomik gelişmelere paralel olarak artış ya da düşüş gösterebildiğini anımsatan Baybars, önemli olanın, sektörün ayakta durabilmesi için , sektörün dengeli ve istikrarlı şekilde büyümesini sağlamak olduğunu ifade etti.

Ülkede emlağa, yurtiçinden olduğu kadar yurt dışından da yoğun talep olduğunu , bazı emlakçıların yurtdışında ciddi pazarlama çalışmaları yaptığını anımsatan Baybars, “Daha güzelini dünyaya sunmak amacıyla, öncelikli görevimiz imar planlarıyla , şehir planlamasıyla konut ve emlak ihtiyacını, ülkedeki yapılanmanın nasıl olması gerektiğini biraz daha doğru tanımlayabilmektir” dedi.

Geçmişte ,Girne çehresinin emlak sektöründe ciddi bir ivme yakalanmasını sağladığını ancak , bu dönemki rakamların beklentileri karşılamadığını ifade eden Baybars, geçen yaz yaşanan ekonomik krizden sonra hükümetin çıkardığı Kanun Hükmünde kararnameyle , 6 ay boyunca yabancıların konut ve daire alımını 3’e çıkarılmasına ve bu sürenin Aralık ayına kadar uzatılmasına rağmen, bunun ciddi satış rakamları ve ekonomik getiriye dönüşmediğini kaydetti.

Bu konunun başarıya ulaşılmamasının önemli nedenlerinden birinin kayıt dışılığın, özellikle emlağın kimin adına kayıtlı olduğunun doğru tespit edilememesinden kaynaklandığını söyleyen Baybars, bu konuda engelleri aşmak için çalışma yaptıklarını dile getirdi.

Vergiler, harç miktarlarının yüksek olmasının da ayrı bir sorun olduğunu söyleyen Baybars, tapu harçlarıyla ilgili iyileştirmeler yapılarak, vatandaşların konut alımını kolaylaştırmak, sektörde canlılığı sağlamak için de çalıştıklarını anlattı.

2007 yılınde kayıt dışı emlakçılıkla mücadele için çıkarılan yasanın prematüre doğduğunu, 12 yılda altının doldurulamamasının sektöre ciddi şekilde zarar verdiğini dile getiren Baybars, Sungur ve ekibinin gayretleriyle, geçici komisyonun kalıcı hale gelmesi, 12 yıllık dönemde yaşanan mağduriyetleri gidermek için yasa tasarısı çalışması yaptıklarını anımsattı.

Yasa tasarısının önümüzdeki hafta bakanlar kuruluna sunulacağını belirterek , geçici komisyon kalıcı komisyona dönüştürülememesi nedeniyle kayıtlılığa geçilemediğini ve sorunlar yaşandığını belirten Baybars, Emlakçılar Birliğiyle birlikte hazırladıkları yasa tasarısıyla, geçmiş dönemdeki işlemlerin de yasal hale geleceğini ve yapılan işlemlerden dolayı herhangi bir mağduriyete maruz kalınmayacağını vurguladı.

Kayıt dışılıkla, işbirliği içinde mücadele verilmesi gerektiğini ifade eden Baybars, bakanlık olarak bu yönde yapılacak tüm çalışmalara destek vereceklerini kaydetti.

Foseptik çukuruna düşen köpek yavrularını itfaiye kurtardı

1
Foseptik çukuruna düşen köpek yavrularını itfaiye kurtardı

Büyük Ağrı Mahallesi Festival Caddesi’nde metruk bir evin bahçesindeki foseptik çukurundan köpek havlaması duyan vatandaşlar, itfaiye ekiplerine haber verdi. 

Olay yerine gelen ekipler, el feneriyle köpek yavrularının yerini tespit ettikten sonra, çukurun üzerindeki mermeri kaldırdı.

Portatif merdivenle 3 metre derinliğindeki çukura giren itfaiye eri, 5 köpek yavrusunu bulunduğu yerden çıkardı. 

Ekipler, kurtarma çalışmasının ardından çukurun üzerini tamamen kapattı.

İtfaiye eri Mehmet Unus, ihbar üzerine evin bahçesine geldiklerini belirterek, “Vakit kaybetmeden gerekeni yaparak, köpek yavrularını kurtardık.” dedi.  

Kaynak: AA

Rusya, Suriye’deki Tartus limanını 49 yıllığına kiralıyor

0
Rusya, Suriyedeki Tartus limanını 49 yıllığına kiralıyor

2017 yılında Rusya ve Suriye Tartus’ta Deniz Filosu’nun 49 yıllığına yerleştirilmesine ilişkin anlaşma imzaladı. 

Borisov, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmesi sonucunda yaptığı açıklamada, “Olumlu eğilim göstermesi gereken kilit konu Tartus limanının kullanımıdır. Seyahatimiz bu anlaşmaları güçlendirdi. Bu konuda çok iyi ilerledik ve bir hafta içerisinde kontratın imzalanmasını ve Tartus limanının 49 yıllığına Rusya’ya devredilmesini umuyoruz” ifadesini kullandı. 

Borisov, bu kararın Aralık 2018’de hükümetler arası toplantıda alındığını belirtti. Borisov, bu adımın karşılıklı ticaret hacmine ciddi eğilim kazandıracağını belirterek, “Bunun ilk olarak Suriye ekonomisinin yararını olacağını umuyoruz” dedi. 

Kaynak: DHA

İstifleme hastalığı: Neden atmıyorlar, tedavisi mümkün mü?

0
İstifleme hastalığı: Neden atmıyorlar, tedavisi mümkün mü?

Asıl adı Kompulsif Biriktirme Hastalığı (Dispozofobi) olan ve halk arasında istifçilik olarak bilinen hastalık, kişinin değerli olsun veya olmasın, eşya, atık, ambalaj vb. maddeleri atamama durumu olarak tanımlanıyor. Bireylerin özellikle sosyal yaşantısına önemli ölçüde etki eden istifçilik, aynı zamanda hem kişiye hem de yakın çevresine duygusal, fiziksel ve maddi anlamda zararlar veriyor. Uzmanlar hastanın ‘istifçi’ olarak değerlendirilmesi için yararlı ya da yararsız tüm eşyaların elde tutulması ve atılmaması için kişide yoğun bir dürtüsel durumun var olması haline dikkat çekiyorlar.
Altınbaş Üniversitesi Çocuk Gelişim Programı Başkanı Uzman Klinik Psikolog Dila Özçelik, istifçiliğin sebepleri ve tedavi yolları hakkında sorularımızı yanıtladı.

İSTİFÇİLİĞİN SEBEPLERİ NELER? 

İstifçiliğin temelinde genetik faktörler, travmalar, erken çocukluk dönemlerinde maruz kalınan aile tutumları, ayrılık anksiyetesi olarak da bilinen terk edilme korkusu gibi sebepler bulunabiliyor. İstifçilik probleminin yarattığı belirtilerin arttığı dönemlerin hemen öncesinde genellikle kişilerin stresli veya travmatik bir durum yaşadığı görülebiliyor. Bu durum da bize, aslında istifçilik durumunda kişinin yaşantısal faktörlerinin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Travmaya maruz kalan kişilerin gerçek stres faktörleriyle yüzleşmemek ya da bunların bir şekilde üzerini kapamak için istifçiliği bir baş etme yöntemi olarak geliştirdikleri görülüyor. Aynı zamanda, günümüzde yapılan araştırmalar gösteriyor ki, istiflemenin hafıza ve dikkate dayalı problemlerle, kategorilendirme ve karar verme zorlukları ile de ilişkisi var. Bu noktada kişilerin ellerinde tuttukları eşyalarla bağ kurarak, güvenli ortam ihtiyaçlarını karşıladıkları ve kişisel olarak yaşadıkları olayları hatırlamalarını sağlayacak bağlantılar kurdukları düşünülüyor.

TEDAVİSİ VAR MI?

Her türlü psikolojik rahatsızlığın tedavisinde olduğu gibi istifçilikte de ilk olarak gerekli olan, kişinin problemini kabul edecek iç görüye sahip olması ve tedavi olmayı istemesidir. Ancak istifleme problemi olan kişilerin yarıdan fazlasında durumlarından rahatsız olmama hali görülür. Bu sebeple tedaviye uyumları düşüktür. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalarla birlikte, kanıta dayalı terapilerden biri olarak kabul edilen bilişsel davranışçı terapi ile birlikte bireylerin istifleme davranışının tedavisinde önemli adımlar atıldı. Bu noktada bilişsel davranışçı terapi uygulayan uzmanlar, istifleme davranışının altında yatan nedenleri araştırarak öncelikle bu sebepleri ortadan kaldırmaya ve bununla birlikte karar alma becerilerini güçlendirmeye odaklı çalışıyorlar. Psikoterapi kapsamında amaç, istifleyen kişinin istiflediği eşyalardan önemli ölçüde kurtulmasını sağlamak ve belli bir miktar eşya ile yaşam becerilerini sürdürebilmesini sağlamak.
Özellikle son yıllarda gelişen nörobilimsel çalışmalarla birlikte, istifleme problemi yaşayan kişilerin beyninde sağlıklı kişilere oranla farklı nöral aktiviteler görüldüğü tespit edildi. Yapılan çalışmalar sayesinde elde edilen bulgular istifçiliğin tedavisi için de çarpıcı etkiler taşıyor. Güncel çalışmalara göre, istifçilik problemi yaşayan kişilerin beyinlerinin karar verme, dikkat ve duygusal regülasyonla alakalı bölgelerinde işlevsel bozukluklar görüldüğü saptandı.

İSTİFLEME HASTALIĞI BAŞKA HASTALIKLARA SEBEP OLABİLİR Mİ?

Eşyalarına bağlanarak yaşam alanlarını bu eşyalarla dolduran istifçilerin hareket kabiliyeti git gide kaybolur. Temelde fiziki açıdan ciddi biçimde etkilenen yaşam alanı, aynı zamanda hijyenik açıdan da etkilenmeye başlar. Yaşam ortamı içerisinde istiflenen eşyalar tozlanmaya ve küflenmeye yüz tutar. Bu sebeple ev içi böcek ve fare istilası kaçınılmaz olur. Bu durum ise kişinin çok sayıda hijyene dayalı fiziksel rahatsızlık yaşamasına sebep olabilir.

YAKINLARI NASIL DAVRANMALI?

İstifleme davranışı gösteren kişi yakın çevresiyle problemler yaşamaya başlar. Arada oluşan en net sıkıntılardan biri istiflemenin ev ya da iş ortamını paylaşan kişiler için yaşam alanlarını olabildiğince kısıtlaması ve hijyenik açıdan etkilemesidir. Bu noktada istifçi kişinin yakın çevresindekilerin tutumları problemin gidişatı açısından büyük önem taşır. İlk etapta yakın çevrede bulunan kişilerin istiflemenin bir psikolojik problem olduğunu kabul etmesi ve doğasını anlamaya çalışmaları gerekiyor. Bununla birlikte yakındaki kişilerin duruma karşı olan duygularını yönetme becerisini edinmeleri de önemli. İstifleme durumunun temelinde duygusal problemlerin olduğunu kabul edersek, özellikle ailenin problemi yaşayan kişiye sevgi ve şefkat göstermesi gereklidir. Burada en önemli faktörlerden biri ise istifçiyi değişmeye zorlamamak ve durumun düzelmesi için kişiye yeterli zamanı tanıyarak destek olmaktır.

Bu problemin görülme sıklığı hem Türkiye’de hem de dünyada küçümsenmeyecek bir orandadır. Türkiye’de nüfusun yüzde 3’ünde rastlanan istifçilik problemi dünya genelinde yüzde 6 olarak seyrediyor. Bununla birlikte kişilerin istifçilik durumunu mümkün olduğunca gizledikleri için verilen bu rakamların gerçek değerlerin altında kaldığı da düşünülüyor.

“Lösemi erkeklerde daha sık görülüyor”

0
"Lösemi erkeklerde daha sık görülüyor"

Hematolojik kanserlerin (akut ve kronik lösemiler, lenfomalar ve Multiple Myeloma) hayatı tehdit eden erken tanı ve tedavi başlanması gereken kanserler arasında olduğunu belirten Medicana Internatıonal İstanbul Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Songül Şerefhanoğlu,  “Toplumda kan kanserinin türlerinden biri olarak bilinen lösemi, kemik iliğinden kaynağını alan ve kan üreten kök hücrelerinden birinin, çeşitli etkenlerin bir araya gelmesi ile gelişiminin bir basamağında duraklaması ve kontrolsüz aşırı çoğalmaya başlamasıdır. Lösemi öncelikle kemik iliğini, sonrasında da tüm organları ele geçirir. Vücudun kan üretim sistemi olan kemik iliği ve lenfatik sistemi etkileyen lösemi, tedavi edilmezse ilerleyici seyir gösteren kötü huylu kanserlerdendir” ifadelerini kullandı. 

“HALSİZLİK VE ÇABUK YORULMA LÖSEMİ BELİRTİSİ OLABİLİR” 

Löseminin, olgunlaşmış akyuvarların kontrolsüz artışına bağlı oluşursa kronik ve yavaş seyirli olduğunu dile getiren Şerefhanoğlu, şunları kaydetti: 

“Olgunlaşmamış akyuvarların kontrolsüz artışına bağlı gelişenler ise akut yani hızlı seyirli olarak tanımlanır. Hızlı seyirli olan kan kanserleri sıklıkla ani başlangıç gösterip özellikle 1-2 ay içerisinde klinik bulgu ve belirti verir. Bu nedenle kısa sürede tanı konulmalı ve en kısa sürede tedaviye başlanmalıdır. Löseminin tam olarak nedeni bilinmese de özellikle radyasyon, benzen gibi kimyasallara ve tarım ilaçlarına maruz kalmanın lösemi riskini artırdığı bilinmektedir.

Kan kanserlerinin en bilinenlerinden biri olan lösemi, hedefe yönelik akıllı ilaçların yanı sıra hastaya özel kök hücre nakil seçenekleri sayesinde başarıyla tedavi edilebilmektedir. Lösemi belirtileri diğer kan kanserlerinde gözlenen bazı bulgularla ortak özellikler gösterebilir. Kansızlığa bağlı olarak solukluk, halsizlik, çabuk yorulma, efor sırasında nefes darlığı gibi belirtiler gözlemlenir. Lösemi belirtileri arasında bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle gelişen enfeksiyonlar sonucu diş etleri, burun ve cilt altında beklenmeyen kanamalara, morarmalar ve toplu iğne başı büyüklüğünde, basmakla solmayan kırmızı döküntülere rastlanır.”

“TEDAVİ EDİLEBİLEN BİR HASTALIK” 

Akut lösemi belirtilerinde solukluk, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, gece terlemesi, sık tekrarlayan ateş, enfeksiyonlar, kemik ağrıları, cilt altında kanama, burun ve diş eti kanamaları, boyun ve koltuk altı lenf bezlerinde, karında şişlik ve diş etlerinde kabarma bulgularının görüldüğünü belirten Şerefhanoğlu, löseminin tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna dikkati çekerek şöyle devam etti: 

“Akut lösemi tanısını koymak çok da zor değildir. Lösemi tedavi edilebilen bir hastalık olup, son yıllarda keşfedilen pek çok yeni yöntem ile tedavinin başarı oranı da her geçen gün artmaktadır. Yeni kemoterapötik ajanların keşfi, hedefe yönelik moleküler ilaçlar ve biyolojik ilaç tedavilerinin günlük kullanıma girmesi, gelişmiş radyoterapi cihazlarının geliştirilmesi, kemik iliği nakliyle ilişkili gelişmeler, hastaların yaşam sürelerinin uzatılmasında ve hastalığın tam olarak tedavi edilmesinde büyük aşamalar kat edilmesine sebep olmuştur. Lösemi tedavisi için akla gelen ilk tedavi yöntemi kemoterapidir. Kemoterapi ilaçlarının tipi, dozu, uygulama yolu löseminin tipine göre farklılık gösterebilir. Yaklaşık 24 ay süren kemoterapi tedavisi dışında kemik iliği nakli de bazı lösemi türlerinin tedavisinde akla gelen bir diğer yöntemdir. Ülkemizde lösemi tedavisinde ulaşılan başarı oranları, gerek kemoterapi gerekse kemik iliği nakliyle dünya standartlarındadır.”

“LÖSEMİ TEŞHİSİ KONAN 10 ÇOCUKTAN 8’İ TEDAVİ OLABİLİYOR”

Löseminin kadınlara oranla erkeklerde daha sık görüldüğünü aktaran Şerefhanoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: 

“Özellikle beyaz ırkta, siyah ve sarı ırka göre daha fazla rastlanır. Yetişkinlerde lösemi tanısı sıklığı, çocukların 10 katından fazladır ve yaş ilerledikçe risk de artar. Çocukluk çağında lösemi 4 yaşın altında daha sıktır. Bazı lösemilerde genetik yatkınlık önemlidir. Down sendromu gibi genetik hastalıklarda akut lösemi türlerinin daha sık görüldüğü bilinmektedir. Akut lösemi yüzde 35’lik oranı ile çocukluk çağında en sık görülen kanser türüdür. Bir kadın veya erkeğe tüm yaşamı süresince lösemi tanısı konulma olasılığı yüzde 1,5 olarak tahmin edilmektedir. Günümüzde lösemi teşhisi konan hastaların 10 yıldan uzun yaşama oranı 70’li yıllara göre 4 kat artmıştır. Lösemi teşhisi konan 10 çocuktan 8’i tamamen tedavi olabilmektedir.”
 

Gemikonağı – Güzelyurt anayolunda kaza!

4

Gemikonağı – Güzelyurt Anayolu üzerinde bugün saat 15.15 sıralarında trafik kazası meydana geldi.

İbrahim Özyüksel (E-43), yönetimindeki LN 226 plakalı araç ile Gemikonağı istikametinden Güzelyurt istikametine doğru seyrettiği sırada kaza yaptı.

Kaza, Cengizköy yakınlarında sağa meyilli viraja geldiği zaman direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yaşandı. Araç, önce yolun solundan bankete düşüp ardından kontrolsüzce sağ şeride geçip yolun sağından çıkarak telefon direğine çarpıp takla attı.

Polis Basın Subaylığından alınan bilgiye göre, kaza sonucu yaralanan araç sürücüsü İbrahim Özyüksel kaldırıldığı Cengiz Topel Devlet Hastanesi’nde yapılan İlk yardım tedavisinin ardından Lefkoşa Dr Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine sevk edilerek, yapılan tedavisinin ardından müşahede altına alındı.

Fransa meme protezini yasakladı

0
Fransa meme protezini yasakladı

Fransa, nadir görülen ve bağışlılık sistemine saldıran bir kanser türüyle ilişkilendirilen meme protezini yasakladı. Fransa bu konuda yasak getiren ilk ülke oldu.

Fransa Ulusal Ecza ve Sağlık Ürünleri Ajansı’ndan (ANSM) yapılan açıklamada, nadir görülen ancak ciddi tehlike arz eden bir kanser türüne yol açabileceği gerekçesiyle meme protezlerinin ‘önlem olarak’ yasaklandığı belirtildi. BBC’nin haberine göre yasağın, altı firma tarafından üretilen pürüzlü yüzeye sahip protezler için geçerli olduğu kaydedildi.

59 VAKA TESPİT EDİLDİ, ÜÇÜ YAŞAMINI YİTİRDİ

Sputnik’in haberine göre Fransa’da bu protezlerle bağlantılı 59 kanser vakasının kayıt altına alındığı, bu kişilerden üçünün hayatını kaybettiği bilgisi verildi.

Söz konusu protezlerin yüzeyindeki pürüz arttıkça, bağışıklık sistemine saldıran anaplastik büyük hücreli lenfoma riskinin yükseldiği ifade edildi.

Ajans, ayrıca pürüzlü yüzeye sahip meme protezleriyle bağlantılı anaplastik büyük hücreli lenfoma vaka sayısının, 2011’den bu yana dikkat çekici biçimde arttığına işaret etti.

KANADA DA SIRADA

Kararla Fransa, pürüzlü yüzeye sahip meme protezlerini yasaklayan ilk ülke oldu. Ancak ANSM, kadınların bu protezleri çıkarmak için bir ameliyata girmeleri konusunda yorum yapmadı. ANSM, ‘riskin nadir olmasını’ buna gerekçe olarak gösterdi.

Kanada da aynı protezlerin kullanımını durdurmayı hedeflediğini açıklamıştı. Kanada, bu konuyla ilgili 28 vaka tespit ettiğini duyurmuştu.

Türkiye’de atılan 362 bin kg ilacın %74’ü kullanılabilir durumda

0
Türkiye’de atılan 362 bin kg ilacın %74’ü kullanılabilir durumda

İlaçların doğaya bilinçsizce atılması ekolojik dengeye büyük zararlar verdiği gibi önemli bir ekonomik kayba da neden oluyor. CPHI İstanbul 2017 İlaç Bileşenleri Fuarı ve Marmara Pharmaceutical Journal dergisinde yayınlanan Çevre ve İnsan Sağlığı Yönünden İlaç Atıkları Derlemesi çalışmasında Türkiye’de toplanan 362 bin kilogramlık atık ilacın yüzde 29’unun son kullanma tarihinin geçmediği, yüzde 45’inin ise kutusunun dahi açılmamış olduğu ortaya kondu. Araştırmalarda, 2012’de 22 bin 500, 2013’te 22 bin 110, 2014’te 50 bin 240, 2015’te 67 bin 80, 2016 yılında ise 85 bin 880 kg ilacın kullanılabilir halde iken imha alanına gittiği belirlendi.

Konu ile ilgili açıklama yapan Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Ameliyathane Hizmetleri Programı Öğr. Gör. İpek Ada, son kullanma tarihi geçmiş ilaçların atık imha birimine gönderilmesi, son kullanma tarihi geçmeyen ilaçların ise Belediye Eczaneleri’nde toplanıp incelendikten sonra ihtiyaç sahiplerine geri dönüşümünün sağlanması gereğine dikkat çekti.

“FARMAKOLOJİK TESTLERDEN GEÇEREK KULLANILABİLİYOR”

Öncelikle okullar ve üniversitelerde başlamak üzere topluma bu konuda eğitim verme ve bilinçlendirmenin önemli olduğunu söyleyen Öğr. Gör. İpek Ada, üniversite olarak öğrencilerle birlikte 2017 yılından bu yana atık ilaç toplama kampanyası düzenlediklerini belirtti.

Topladıkları ilaçları Bakırköy Belediyesi Halk Eczanesi’ne teslim ettiklerini, son kullanma tarihi geçmiş ilaçların atık imha alanına gönderilirken, son kullanma tarihi geçmemiş ilaçlarınsa çeşitli farmakolojik testlerden geçtikten sonra ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığını söyleyerek benzeri çalışmaların doğa koruma, ekonomiye katkı ve sosyal yardım boyutlarıyla önem taşıdığını vurguladı.  

Hamileleri mide yanmasından koruyacak 12 öneri

0
Hamileleri mide yanmasından koruyacak 12 öneri

Gebelikte mide yanmasının ana sorumlusunun progesteron hormonu olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, “Bu hormonun kas gevşetici etkisi nedeniyle mide kapakçığı da gevşer ve asitli içerik yemek borusuna doğru ilerler. Ayrıca büyüyen rahmin etkisiyle mideye doğru basınç artacağından, kapakçıkların açılması daha da kolaylaşır. Ama bu durumu son verecek etkin ve güvenli çözümler de var” dedi.

Dr. Görgen, gebelerde mide yanmasını yatıştıracak o çözümleri 12 öneri şeklinde şöyle sıraladı: 

AZ YİYİN: Eğer mide bulantılarınız varsa az miktarda yemek çok sorun olmayacaktır ama iştahınız yerindeyse emin olun bu çok kolay değildir. Mide yanmasından kurtulmak istiyorsanız, günde 3 öğün yerine 5-6 öğün yemeli ve miktarı azaltmalısınız. 

YAVAŞ OLUN: Atıştırmak, üstelik bunu hızlı yapmak hem mide yanmasına hem de sindirim bozukluğuna yol açar. Gevşemeye ve yediğinizden zevk almaya çalışın. Bu aynı zamanda aşırı yemenizin de önüne geçer.

SIVIYI YUDUMLAYIN: Su ve süt gibi sıvıları öğün arasında tüketmeye çalışın. Yemek yerken sıvıları yudumlayarak tüketin.

KESİNLİKLE YATMADAN ÖNCE YEMEK YEMEYİN: Yatmadan hemen önce yenen kuvvetli bir öğün mide yanmasına davetiye çıkarır. Yatmadan 3 saat önce yemek yemenin sonlanması gerekir. Sıvı alımını da bir iki saat önce kesmek gerekir.

YASTIĞINIZ YÜKSEK OLSUN: Gece başınız, göğsün üst bölümünden daha yukarda bir seviyede olsun. Takoz şeklindeki yastıklar vücudunuzun üst kısmını hafif yüksekte tutarak, mide asidinin yukarı çıkmasına engel olur.

TETİKLEYİCİLERİ TANIYIN: Kadından kadına değişmekle beraber limon, kahve, çikolata mide yanmasını davet eder. Baharatlı gıdalar da mide yanmasını tetikleyebilir.

ÖĞÜNLERDEN SONRA YATMAYIN: Yemeklerden sonra, hafif bir yürüyüş, ufak tefek ev işleri veya dik durarak kitap okumak iyi bir seçenektir. Kesinlikle yatmayın, uzanmayın.

BOL KESİMLİ GİYSİLER GİYİN: Dar ve sizi sıkan giysiler, basınç artışıyla reflünüzü azdıracaktır. Üzerinize uygun ve rahat kesimli giysiler bu soruna neden olmaz.

ZENCEFİL: Zencefille ilgili bilimsel bir veri olmamasına rağmen, zencefilli şeker ve sakız mide yanmasına iyi gelebilir.

ANTİASİTLERİ DÜŞÜNÜN: Yaşam tarzını değiştirmenize rağmen, yanmalar devam ediyorsa çözüm antiasitler olabilir. Kalsiyum ya da mağnezyum içeren antiasidler gebelikte güvenle kullanılabilir. Ama kabızlığa neden olabildiği için aliminyum içerenlerden kaçınmanız gerekir. Soda tüketmek iyi bir seçenek olabilir ama şişkinlik yapabileceğini unutmamak gerekir.

H2 BLOKLAYICILAR: Eğer antiasitler (asit gidericiler) işe yaramıyorsa, daha ciddi alternatifleri düşünmek gerekir. İlk opsiyon bir H2 bloklayıcı olacaktır. Bu ilaçların da gebelikte kullanımı uygundur ama sadece reçete ile ve doktorunuz önerirse kullanabilirsiniz.